Profesör Ahmet yoğun bir iş gününün ardından kravatı çözülmüş ayakkabısı çamurla kaplı bir şekilde Ankaranın dar sokaklarında bir sonbahar akşamı evine doğru yürüyordu . Yorgunluğun vermiş olduğu tükenmişliğin etkisiyle olsa gerek sırtı hafif çökük, gözlerinin altı mordu . Eve vardığında ise kendini hemen salonda duran koltuğun üstüne attı . O şekilde 1-2 dakika bekledikten sonra ceketini ve ayakkabılarını çıkarıp kapının yanındaki vestiyere koydu ve:
''Beni haketmiyorlar'' diye fısıldadı . Ardından ufak bir gülümsemeyle mutfağa gitti ve dolaptan akşamdan kalan fasülyeyi aldı, ısıtıp yedi . Herşey çok normal, çok sıradandı . Sabah kalktığında saat 08.30 du ve geç kalmıştı alarmı durdurdu yataktan apar topar kalktı her zaman ki takımını giydi ve kahvaltısını yapmadan işe gitti . Vardığında herkesin telaş içinde olduğunu gördü . Kolundaki saate baktı ve gülümseyerek:
Sadece 40 dakika geç kaldım bu kadar özlemenize gerek yoktu.
derken stajyerlerden biri:
Efendim acil bir vakka var baksanız iyi olur.
Dedi ve hızlı adımlarla labaratuara ilerlemeye başladılar
Profesör:
Ne oldu, Nedir acil durum, neden daha önce haber verilmedi bana, ne olmuş, kim...
labaratuara geldiklerinde devam etti:
miş?
Profesör herkesin çıkmasını istedi ve yatağa doğru ilerledi.
Devamı gelecektir. Sevgilerimle
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder